ANONİM ORTAKLIK YÖNETİM KURULU ÜYELERİNİN

SORUMLULUĞU

I. BÖLÜM

YÖNETİM KURULUNUN ANONİM ORTAKLIKTAKİ KONUMU VE ÖNEMİ

Ticaret şirketleri arasında anonim ortaklıklar, küçük tasarruf sahiplerine sermayelerini nemalandırma imkânı veren ve bu suretle toplanan büyük meblağlarla iş sahalarında yatırımlara girişen ortaklıklar olarak nitelendirilirler.

Günümüzde en müdahaleci devletler kadar, en liberal ülkeler dahi, arada dozaj farkı bulunması mümkün olmakla beraber, anonim ortaklıkların faaliyetlerine müdahale zorunluluğunu duymaktadırlar. Milli ekonomi içinde bu derece güçlü bir etkinliğe sahip olan anonim ortaklığın en ziyade kontrol edilmesi gereken organı şüphesiz Yönetim Kuruludur. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (“TTK”) ifadesiyle “Anonim şirket Yönetim Kurulu tarafından yönetilir ve temsil olunur.” (TTK m.365).  Başka bir ifade ile Yönetim Kurulu tüzel kişinin idare ve temsile yetkili organıdır ve aynı zamanda ortaklık işlerinin idaresinde işletme sahibi mevkiindedir. Böylece anonim ortaklığın tescil ve ilan edilerek hayatiyet (tüzel kişilik) kazanmasından sona emesine hatta mal varlığının tasfiyesinin sonuna kadar (TTK m.535, 536), Yönetim Kurulu, ortaklığın, ortakların ve ortaklık alacaklılarının menfaatlerini yakinen ilgilendiren, tabiri caizse, ortaklığın ve ilgililerin menfaatlerinin geleceğini etkileyebilecek yetkilerle donatılmış bir organ olarak karşımıza çıkmaktadır.

“Görev ve yetki ölçüsünde sorumluluk” formülünün bir gereği olarak, Yönetim Kurulunun bu geniş yetkileri sorumluluk hükümleri ile dengelenmeye çalışılmıştır. Yönetim Kurulu Üyeleri için kabul edilecek sorumluluk sistemi etkinlik derecesi oranında, ortakların, alacaklıların ve üçüncü şahısların menfaatlerini, dolayısıyla da kamu yararını koruyacağı için büyük önem taşımaktadır. Etkin, adil ve dengeli bir sorumluluk sistemi, yöneticileri, ortaklık işlerinde azami özeni göstermeye sevk edeceği gibi, bazı kimselerin sadece isim olarak Yönetim Kurulunda yer almalarının önüne geçecektir. Anonim ortaklıkların çok ortaklı, bağımsız ve özerk yönetime sahip gerçek prototiplerinin faaliyet gösterdiği sermaye piyasalarında konu daha da büyük önem kazanmaktadır. 1980‘lerden itibaren özellikle ABD’de yoğunlaşan şirket ele geçirme girişimleri, 2000’li yılların başlarında Enron gibi şirketlerin batması ve yolsuzlukların artması gibi gelişmeler kurumsal yönetim ilkelerini ön plana çıkarmıştır. 13.01.2011 tarihinde kabul edilen ve 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda da ilave bazı denetim mekanizmaları devreye alınmıştır.

II.   BÖLÜM

ANONİM ORTAKLIKLARDA YÖNETİM KURULU ÜYELERİNİN CEZAİ SORUMLULUKLARI

Kanun koyucular, Yönetim Kurulu Üyeleri için sadece hukuki sorumluluğu yeterli bulmamış, bunun yanında cezai sorumluluk hükümleri de koymuşlardır. TTK’nın Yönetim Kurulu Üyelerinin sorumluluğunu düzenleyen hükümleri arasında genel olarak cezai müeyyidelere yer verilmemiş, sadece bazı özel hallerde cezai sorumluluk öngörülmüştür. TTK’nın, kuruluştan doğan sorumluluk konusunda cezai müeyyideler koyan sistemi içinde (TTK m.549 Belgelerin ve beyanların kanuna aykırı olması/ TTK m.551 Değer biçilmesinde yolsuzluk / Türk Ceza Kanunu (“TCK”) m.204 Resmi belgede sahtecilik/ TCK m.206 Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan) ilk Yönetim Kurulu Üyeleri için de cezai müeyyideler konulmuştur.

Türk Hukukunda TTK haricinde de Yönetim Kurulu Üyelerinin cezai sorumluluğuna ilişkin hükümler mevcuttur. Bankacılık Kanunu’nun 146-161’inci maddelerinde banka Yönetim Kurulu Üyeleri ve Sermaye Piyasaları Kanunu‘nun 112/ç maddesinde sermaye piyasası kurumlarının Yönetim Kurulu Üyeleri için özel cezai sorumluluk hükümleri konulmuştur. Yine haksız rekabet sebebiyle tüzel kişilerin organlarının cezai sorumluluğunu TTK 63’üncü maddesi uyarınca konulan genel hüküm, anonim ortaklıklara da kabili tatbik olduğundan, ortaklık işlerini görürken haksız rekabet teşkil edecek fiillerde bulunan Yönetim Kurulu Üyeleri TTK 62’inci maddesinin koyduğu cezai müeyyidelere bizzat maruz kalacaklardır. Ticaret unvanı ve ticaret sicili sebebiyle işlenen suçlar için TTK’nın öngördüğü cezalar da Yönetim Kurulu Üyelerinin şahıslarına kabili tatbiktir (TTK m.38). İcra ve İflas Kanunu (“İİK”) da koyduğu genel bir kural ile tüzel kişinin işlerinin görülmesi sırasında işlenen icra suçlarından tüzel kişinin yöneticilerini sorumlu tutmaktadır (İİK m.345). Bu genel hükmün sonucu olarak anonim ortaklığın taksiratlı ya da hileli iflasına yol açan Yönetim Kurulu Üyeleri suçun müeyyidesine şahsen maruz kalırlar (TCK m.162; İİK m.310/TCK m.162; İİK m.311/TCK m.161). İİK m.345/(a) maddesi ise ortaklık malvarlığının borçları karşılayamayacak durumda olduğunu bildikleri halde ortaklığın iflasını istemeyen Yönetim Kurulu Üyeleri için ayrıca cezai müeyyide öngörmüştür.

Yönetim Kurulu Üyelerinin görevlerinin ifası sırasında TCK’nın düzenlenen suçlardan birisinin (bilhassa dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma) unsurları olayda gerçekleştiği takdirde, Yönetim Kurulu Üyesi hakkında ceza kanununun uygulanacağı şüphesizdir. İşte sözü geçen istisnai cezai hükümler (TTK m.536/I aracılığıyla, Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanun m.32,33; Kurumlar Vergisi Kanunu m.34, Vergi Usul Kanunu m. 10, 333/II, 359; 1397 sayılı Sigorta Şirketlerinin Teftiş ve Munakabesi Hakkında Kanun m.57; 275 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanunu m.52.) bir yana bırakılırsa, TTK’da Yönetim Kurulu Üyelerinin ortaklık idaresindeki özensizlik, ihmal, hatta suiistimallerini önlemek için sadece, ayrıntılı şekilde düzenlenmiş bulunan hukuki sorumluluk öngörülmüştür.   

Bunun dışında anonim şirketin faaliyetleri esnasında meydana gelebilecek ve kanunen suç sayılacak fiil veya olayların gerçekleşmesi halinde bu fiil veya olaylar nedeniyle ve yine TCK’nın 20’inci maddesi uyarınca, daha açık ifade etmek gerekirse, ceza sorumluluğunun şahsi olması nedeniyle anonim şirketin Yönetim Kurulu Üyelerinin şahsi cezai sorumluluğuna gidilebilecektir. Nitekim yine aynı madde uyarınca tüzel kişiler hakkında ceza yaptırımı uygulanamaz. Ancak suç dolayısıyla söz konusu Kanunda öngörülen güvenlik tedbirleri niteliğindeki yaptırımlar saklıdır.

Ceza hukukunun temel prensibi suçlunun ortaya çıkarılması ve cezalandırılmasıdır. Ancak suçun yukarıda da belirtildiği gibi bir anonim şirketin faaliyetleri esnasında işlenmiş olması durumunda ve fail belli değil ise burada Yönetim Kurulunun cezai sorumluluğu söz konusu olabilecektir. Her ne kadar cezai sorumlu yapılacak yargılama neticesinde tespit edilecek ise de TTK’nın 370’üncü maddesinin 2’inci fıkrası uyarınca (Madde hükmü: “Yönetim Kurulu, temsil yetkisini bir veya daha fazla murahhas üyeye veya müdür olarak üçüncü kişilere devredebilir. En az bir Yönetim Kurulu Üyesinin temsil yetkisini haiz olması şarttır.”) belli konularda murahhas üye olarak seçilen Yönetim Kurulu Üyesinin işlenen suç, bu üyenin münferit yetkisine bırakılan işlerden ise bu murahhas üyenin tek başına sorumlu olması gerektiği hukuki bir argüman olarak ileri sürülebilir. Bu tür uygulamalara özellikle riskli sektörlerde (örn. İnşaat –iş kazaları; sanal pos kullanan şirketler- kredi kartı dolandırıcılığı, kredi kartının kötüye kullanılması v.b.; çağrı merkezleri- dolandırıcılık) rastlanılmaktadır.

III.   BÖLÜM

  ANONİM ORTAKLIKLARDA YÖNETİM KURULU ÜYELERİNİN HUKUKİ SORUMLULUKLARI

TTK’da anonim şirketlerde hukuki sorumluluğa ilişkin hükümler 549’uncu maddesi ile 553’üncü maddesi arasında düzenlenmiştir. Belgelerin ve beyanların kanuna aykırı olmasından (TTK m.549), sermaye hakkında yanlış beyanlar ve bilinen ödeme yetersizliğinden (TTK m.550), değer biçilmesinde hileden (TTK m.551), halktan para toplamaktan (TTK m.552) ve kurucuların, yönetim kurulu üyelerinin, yöneticilerin ve tasfiye memurlarının sorumluluğundan (TTK m.553) bahsedilmektedir.

Bu hükümler çerçevesinde Yönetim Kurulu Üyeleri’nin sorumluluğunun temeli yükümlülük ihlalleri olarak düzenlenmektedir. Yönetim Kurulu Üyesi tarafından yükümlülüğün ihlal edildiğini bunu iddia eden ispatlamakla yükümlü kılınmaktadır. Bu sorumluluk hallerinin ihlali nedeniyle şirketin uğradığı zararın tazminini şirket ve ancak tazminatın şirkete ödenmesini talep etmek zaruretiyle her bir pay sahibi isteyebilir.

Öte yandan birden çok kişinin aynı zararı tazminle yükümlü olmaları halinde her birinin kendi kusuru ve uyuşmazlığa konu durumun gereklerine göre zararın şahsen kendisine yükletilebildiği ölçüde, bu zarardan diğerleriyle birlikte müteselsilen sorumlu olur.

1. TTK 549-550-551-552-553’ÜNCÜ MADDELERİNDE SAYILAN SORUMLULUK HALLERİ

1.a. “Belgelerin ve Beyanların Kanuna Aykırı Olması” (TTK m.549)

TTK 549’uncu madde hükmünde “Şirketin kuruluşu, sermayesinin artırılması ve azaltılması ile birleşme, bölünme, tür değiştirme ve menkul kıymet çıkarma gibi işlemlerle ilgili belgelerin, izahnamelerin, taahhütlerin, beyanların ve garantilerin yanlış, hileli, sahte, gerçeğe aykırı olmasından, gerçeğin saklanmış bulunmasından ve diğer kanuna aykırılıklardan doğan zararlardan, belgeleri düzenleyenler veya beyanları yapanlar ile kusurlarının varlığı hâlinde bunlara katılanlar sorumludur.” denilmektedir.

Bu kanun maddesinin gerekçesinde madde ile düzenlenen hüküm sorumluluğunun kuruluş, birleşme, bölünme, tür değiştirme, sermayenin artırılması, azaltılması ve menkul değer çıkarma işlemleri ile sınırlı olmadığı, sorumluluğun halka açılmayla ilgili olarak izahnameleri de kapsadığı ve bu işlemler bağlamında belgeleri de düzenlemek olduğu belirtilmiştir. Hükümde sadece izahname anılmış olmasına rağmen halka açılmayla ilgili her türlü belge hükmün kapsamındadır. Burada sorumlu tutulanlar, söz konusu belgeyi “düzenleyen”ler ile kusuru olması halinde buna iştirak edenlerdir. Madde metni ile “düzenleyen”e kusursuz sorumluluk hali yüklendiği açıktır.

Sorumluluk olarak nitelendirilen haller ise bu bilgi ve beyanların kanuna aykırı, doğru olmayan, gerçeği dürüst bir şekilde yansıtmayan beyanlar ve belgeler ile bazı hususların gizlenmiş olması halinden zarar doğmuş bulunması ve uygun nedensellik bağıdır.

1.b. “Sermaye Hakkında Yanlış Beyanlar ve Ödeme Yetersizliğinin Bilinmesi” (TTK m.550)

Anonim şirketlerde payları üstlenenler pay bedellerinin ödenmemiş kısımları için borç altına girmektedir ve taahhüt eden, taahhüt ettiği sermaye borcunu ödemek zorundadır. Zira bu husus şirket alacaklılarının haklarının korunması açısından önemlidir. TTK 550’inci maddesi sermayenin korunması ilkesinin uygulaması niteliğini de taşır. Buradaki sorumluluk halleri; esas sermaye tamamen taahhüt edilmemişken taahhüt edilmiş gibi gösterilmesi, kanuna veya esas sözleşme uyarınca peşinen ödenmesi gereken miktarın tamamen ya da kısmen ödenmemiş olmasına rağmen ödenmiş gibi gösterilmesi ile taahhüt edenin taahhüt anında nesnel olarak bu borcu ifa edemeyeceğinin bilinmesine rağmen taahhüdün kabul edilmesi ve borç tutarının karşılıksız kalması olmak üzere üç farklı halde düzenlenmiştir.

TTK 550’nci maddesinin 1’inci fıkrası uyarınca sermaye tamamen taahhüt olunmamış veya karşılığı kanun veya esas sözleşme hükümleri uyarınca ödenmemişken taahhüt edilmiş veya ödenmiş gibi gösterenler ile kusurları olmak şartıyla şirket yetkililerinin, bu payları kendi üzerlerine alma ve payların karşılıkları ile varsa zararı faiziyle birlikte ödemede müteselsil sorumlu olacakları düzenlenmiştir.

Bu hüküm yukarıda açıklanan TTK 549’uncu maddesi ile düzenlenen taahhütlere ilişkin yönüyle bağlantılı olmakla birlikte madde gerekçesinde de açıklandığı üzere “Sermaye tamamen taahhüt olunmamışken ödenmiş gibi gösterilmişse bunu onayan noter düzenleyen olarak 549 uncu maddeye göre sorumlu olur ve onlara katılanlar da aynı hükmün kapsamındadır. Buna karşılık  550 nci madde sermayede bir boşluk kalmamasını sağlamak amacıyla, kusurlu olmaları şartıyla ‘şirket yetkilileri’nin bu payları üstlenmesini ve zararın varlığı halinde bu zarardan müteselsilen sorumlu olmalarını hükme bağlamaktadır. Aynı ilkeler kanun ve esas sözleşme gereği ödenmesi gereken pay karşılıkları için de geçerlidir.” Burada bahsedilen ‘şirket yetkilisi’ kavramı kurumları, Yönetim Kurulu Üyelerini ve işlem denetçilerini kapsayabildiğinden geniş bir şekilde yorumlanmalıdır. Ancak ‘şirket yetkilisi’nin sorumluluğu sermaye artırımlarında söz konusu olmaktadır. Zira kuruluş aşamasında ‘şirket’ yetkililerinin değil kurucuların beyanları söz konusudur.

TTK 550’inci maddesinin 2’inci fıkrasında “Sermaye taahhüdünde bulunanların ödeme yeterliliğinin bulunmadığını bilen ve buna onay verenler, söz konusu borcun ödenmemesinden doğan zarardan sorumludurlar.” denilerek kusura dayalı sorumluluk hali düzenlenmiştir.

Bu madde ile belirtilen ‘sermaye’ hem nakdi hem de ayni sermayeyi kapsamaktadır. Sermaye taahhüdünün esas sözleşmeye uygun olarak yapılması gerekmektedir (TTK m.339/1).

Bu madde uyarınca ilk başta Kurucuların sorumluluğu düzenlenmiş gibi görünse de Yönetim Kurulu Üyelerinin de sorumluluğu sermaye artırımda söz konusu olacaktır. Zira burada sorumluluk sözleşmeden kaynaklanan sorumluluktur ve sermaye artırımına ilişkin belgeler Yönetim Kurulu Üyeleri tarafından imzalanır,  hazırlanır ve hazırlatılır. Belgeleri başkaları imzalamış olsa da Yönetim Kurulu’nun bu işlemlerde gözetim ve kontrol yükümlülüğü bulunmaktadır. 

1.c. “Değer Biçilmesinde Yolsuzluk” (TTK 551)

TTK 551’inci maddesinde ayni sermaye ve/veya kuruluş sırasında anonim şirket tarafından devralınacak işletme ve ayınlara, emsallerine oranlar yüksek fiyat biçilmesi; değerleme konularının niteliklerinin farklı gösterilmesi, değerleme konularının durumlarının farklı gösterilmesi ve başka bir şekilde yolsuzluk yapılması halleri olmak üzere dört grup içerisinde sorumluluk düzenlenmiştir.

Devralınacak işletme veya aynın değerlendirilmesinde emsalin aynı konumda aynı kalitede, aynı şartları taşıması ve birden çok örnek karşılaştırılarak değerlendirilmesi ve değerlendirmenin gerekçeleri ile açıklanması gerekir. Başka bir şekilde yolsuzluk yapılmasında kasıt ise madde metni gerekçesinde kurucular kabul etmemişken etmiş göstermek; mahkeme bilirkişisi yerine özel bilirkişiden rapor almak vs. gibi örneklerle açıklanmıştır. Ayrıca aynî sermayeye emsaline nazaran yüksek fiyat biçilmiş olması veya işletme veya aynın niteliğinin (meselâ, arsa iken bina; sosyal amaçlı yapı iken üretim birimi; mesken iken turistik tesis gösterilmesi gibi) veya durumunun (meselâ, imar durumu yokken varmış gibi gösterme; imar durumunu olduğundan iyi gösterme; imar durumu hakkında belirtme yapmama gibi) farklı gösterilmesi veya başka bir tarzda yolsuzluk yapılması (kurucular kabul etmemişken etmiş göstermek; mahkeme bilirkişisi yerine özel bilirkişiden rapor almak vs. gibi) gereklidir.

Kanun koyucu bu maddenin gerekçesinde hükmün uygulanması için hile yapılmasına gerek olmadığını, hükmün kusur esasına dayalı olduğunu belirtmektedir. Değer biçiminde sorumlu olanlar kuruluşta kurucular, kuruluş sonrası Yönetim Kurulu Üyeleri, yöneticiler(murahhaslar, müdürler, ticari mümessil ve ticari vekil) bilirkişi olarak atanmış kişiler, “yaratıcı” biçimde etkili olan danışmanlar olacaktır.

1.d. “Halktan Para Toplamak” (TTK m.552)

TTK 552’nci madde hükmü uyarınca, Sermaye Piyasası Kanunu hükümleri saklı kalmak kaydıyla, bir şirket kurmak veya şirket sermayesini arttırmak amacıyla yahut vaadiyle halka her türlü yoldan çağrıda bulunarak para toplanması yasaklamıştır. Bu maddeye aykırı hareket edenler altı aydan iki yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılacağı öngörülmüştür (TTK m.562/11).

1.e. “Kurucuların, Yönetim Kurulu Üyelerinin, Yöneticilerin ve Tasfiye Memurlarının Sorumluluğu” (TTK m.553)

TTK 553’üncü maddesinin 1’inci fıkrasında kurucular, Yönetim Kurulu Üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumlu tutulmaktadırlar.

Bu maddenin birinci fıkrasında belirtilen ‘yönetici’ kavramından anlaşılması gereken anonim şirket adına karar alıp kararı icra eden ve imza yetkisi bulunan genel müdür,  genel müdür yardımcıları, genel koordinatörleri ve benzeri yetkililerdir.

TTK 553’üncü maddesinin 2’inci fıkrasında ise “Kanundan veya esas sözleşmeden doğan bir görevi veya yetkiyi, kanuna dayanarak, başkasına devreden organlar veya kişiler, bu görev ve yetkileri devralan kişilerin seçiminde makul derecede özen göstermediklerinin ispat edilmesi hâli hariç, bu kişilerin fiil ve kararlarından sorumlu olmazlar.” denilerek görev veya yetkinin devri halinde devralanın seçiminde makul özeni gösteren organ veya kişilerin devralan kişilerin fiil ve eylemlerinden sorumlu tutulamayacağı düzenlenmiştir.

TTK 553’üncü maddesinin 3’üncü fıkrasında da “Hiç kimse kontrolü dışında kalan, kanuna veya esas sözleşmeye aykırılıklar veya yolsuzluklar sebebiyle sorumlu tutulamaz; bu sorumlu olmama durumu gözetim ve özen yükümü gerekçe gösterilerek geçersiz kılınamaz.” denilerek yönetim ile görevli kişilerin dolayısıyla Yönetim Kurulu Üyelerinin uygun nedensellik bağının veya kusurlarının yokluğu halinde, soyut bir gözetim (nezaret) görevi anlayışına dayanılarak sorumluluğu bertaraf etmek amacıyla öngörülmüştür. Çünkü, uygulamada Yönetim Kurulu Üyelerinin insan takatinin üstünde bir gözetim anlayışıyla şirketteki her türlü kanuna veya esas sözleşmeye aykırılıktan sorumlu tutuldukları gözlemlenerek istisna tanınması zarureti hasıl olmuştur.

TTK 553’üncü maddesinin 2’inci fıkrasında bahsedilen yükümlülük Yönetim Kurulu’nun esas sözleşme veya kanun ile öngörülen hususları yapması veya yapmamasını ifade etmektedir. TTK 369’uncu maddesi ile Yönetim Kurulu’nun özen ve bağlılık yükümlülüğü düzenlenmiştir. Ayrıca TTK 374’üncü maddesi ile de Yönetim Kurulu kanun ve esas sözleşme uyarınca genel kurulun yetkisinde bırakılan görevler dışında şirketin işletme konusun gerçekleştirilmesi için gerekli olan her çeşit iş ve işlemler hakkında karar almaya yetkili kılınmış ve görevlendirilmiştir; ancak buradaki yetkilerin tümü de yükümlülük özelliği göstermemektedir. “Yükümlülükler, Yönetim Kurulu’nun Anonim Ortaklığı, pay sahiplerini ve alacaklıları korumaya yönelik görev ve yetkileridir. Söz konusu türde görev ve yetkiler inter alia, sermayenin ve malvarlığının korunması, eşit işlem ilkesine uygun davranılması, finansal tabloların Türkiye Muhasebe Standartları uyarınca hazırlanması, denetime tabi anonim ortaklıklarda ortaklığın internet sitesinin amacına hizmet eder şekilde işletilmesi, borca batıklığın zamanında mahkemeye bildirilmesi gibi.” (Tekinalp Ünal, Sermaye Ortaklarının Yeni Hukuku, 3. Baskı, 2013 İstanbul, syf. 378) Ancak her ne kadar bir anonim şirketin ihtiyaç duymadığı atıl sermayeyi azaltarak fazla kısmı pay sahiplerine iade edilmesi önerisi hazırlamak (TTK m.473.1); esas sözleşmenin eskimiş bazı hükümlerinin değiştirilmesinin (TTK m.453.1)  ve imtiyazlı pay çıkarılmasının önerilmesi (TTK m.478.1); ticari mümessil veya vekil atanması (TTK m.368); pay senetlerinin birden çok senedi temsil edecek şekilde bastırılması (TTK m. 374 ve m.486.2), anonim şirketin yapısının değiştirilmesine ilişkin hazırlıkların yapılması, tasfiye bakiyesinin alacaklıların üçüncü davetinden itibaren bir yıl geçmeden şartları mevcutken erken dağıtım için mahkemeye başvurulması, müstahdem ve işçiler yararına yardım akçesi ayrılması önerisinin genel kurula götürülmesi, Yönetim Kurulunun görevleri dahilinde olsa da bu görevlerin yapılmaması veya yetkinin kullanılmaması Yönetim Kuruluna karşı dava açma hakkı vermeyecektir (Tekinalp Ünal, Sermaye Ortaklarının Yeni Hukuku, 3. Baskı, 2013 İstanbul, syf. 380).

Belirtmek gerekir ki, Yönetim Kurulu TTK 375’inci maddesinde sayılan ve aşağıda ayrıntıları açıklanan devredilemez görev ve yetkileri dışında kalan tüm görev ve yetkilerini devredebilir ve devralan, devreden makul derecede özen göstermiş olması halinde, tüm sorumluluğu da devralır. Burada devredenin özen yükümlülüğü bulunmaktadır. Burada devredilecek yetkinin kanunda veya esas sözleşmede tanınan Yönetim Kuruluna ait devredilebilir bir yetki olması gerekir ve devreden devrettiği görev ve yetkiler bakımından sorumsuzlaşır. Ancak görevin veya yetkinin devri devralanın görevlendirilmesi şeklindeyse devredenin sorumluluğu kural olarak devam eder.

Yönetim Kurulunun yönetimle görevli kişilerin görevlerinin ifası ile ilgili özellikle kanunlara, esas sözleşmeye,  iç yönetmeliklere ve Yönetim Kurulunun yazılı talimatlarına uygun hareket edip etmediklerinin üst gözetimi devredilemez bir görev ve yükümlülüktür ve Yönetim Kurulu bu yükümlülük ile ilgili sorumluluktan kurtulamaz.

2. GENEL SORUMLULUK HALLERİ

ANONİM ŞİRKETTE YÖNETİM KURULUNUN GÖREVLERİ VE YETKİLERİ

TTK 375’inci maddesi uyarınca Anonim Şirket Yönetim Kurulu sorumlulukları hususunda Yönetim Kurulunun devredilmez görev ve yetkileri şunlardır;

  • Şirketin üst düzeyde yönetimi ve bunlarla ilgili talimatların verilmesi,
  • Şirket yönetim teşkilatının belirlenmesi,
  • Muhasebe, finans denetimi ve şirketin yönetiminin gerektirdiği ölçüde, finansal planlama için gerekli düzenin kurulması,
  • Müdürlerin ve aynı işleve sahip kişiler ile imza yetkisini haiz bulunanların atanmaları ve görevden alınmaları,
  • Yönetimle ilgili kişilerin, özellikle kanunlara, esas sözleşmeye, iç yönergelere ve Yönetim Kurulunun yazılı talimatlarına uygun hareket edip etmediklerinin üst gözetimi,
  • Pay, Yönetim Kurulu karar ve genel kurul toplantı ve müzakere defterlerinin tutulması, yıllık faaliyet raporunun ve kurumsal yönetim açıklamasının düzenlenmesi ve genel kurula sunulması, genel kurul toplantılarının hazırlanması ve genel kurul kararlarının yürütülmesi,
  • Borca batıklık durumunun varlığında mahkemeye bildirimde bulunulması.

Bu hükümlere aykırı hareket eden Yönetim Kurulu Üyesi ve menfaat çatışması var ve biliniyorken ilgili üyenin toplantıya katılmasına itiraz etmeyen üyeler ve söz konusu üyenin toplantıya katılması yönünde karar alan Yönetim Kurulu Üyelerinin sorumluluğu söz konusu olur ve bu sebeple şirketin uğradığı zararı tazminle yükümlüdürler.

  • Temsil Görevi: Anonim şirket dışarıya karşı Yönetim Kurulu tarafından temsil olunur (TTK m.365). Temsil salahiyeti Esas Sözleşme verdiği yetki gereğince bir murahhas üyeye veya müdüre bırakılmış olsa dahi Yönetim Kurulunun en az bir üyesinin temsil yetkisini haiz bulunması gerekir (TTK m.370).
  • Yönetim Görevi: Anonim şirket Yönetim Kurulu tarafından yönetilir (TTK m.365). Yönetim görevi kısmen veya tamamen, Yönetim Kurulu tarafından, şirket Esas Sözleşmesine konulacak bir hükümle, düzenleyeceği bir iç yönergeye ile, bir veya birkaç yönetim kurulu üyesine veya üçüncü kişiye devredebilir. Bu iç yönerge şirketin yönetimini düzenler; bunun için gerekli olan görevleri, tanımlar, yerlerini gösterir, özellikle kimin kime bağlı ve bilgi sunmakla yükümlü olduğunu belirler. Yönetim kurulu, istem üzerine pay sahiplerini ve korunmaya değer menfaatlerini ikna edici bir biçimde ortaya koyan alacaklıları, bu iç yönerge hakkında, yazılı olarak bilgilendirir. Ancak Yönetim, devredilmediği takdirde, yönetim kurulunun tüm üyelerine aittir (TTK m.367). Yukarıda da açıklandığı üzere, yönetim görevinin devrinde, devreden organ olan Yönetim Kurulunun devralının seçiminde TTK 553’üncü maddesinin 2’inci fıkrası uyarınca makul derecede özen göstermekle yükümlüdür. Bu makul derecede özenin gösterilmesi halinde devralanın fill ve kararlarından sorumlu olmazlar.
  • Ortaklık Defterlerinin Tutulması: Anonim şirketler kanunda belirtilen defterleri tutmak ve bunları kanuni süre boyunca saklamakla yükümlüdürler. Pay, yönetim kurulu karar ve genel kurul toplantı ve müzakere defterinin tutulması Yönetim Kurulu’nun devredilemez görevlerindendir.
  • Genel Kurul Toplantıları ile İlgili Görevleri: Genel kurulun toplantıya çağrılması, gündemin hazırlanması, ilanı ve genel kurul toplantısının icrası sırasında ortak sıfatlarının tespiti (hazirun cetvelinin düzenlenmesi) ile ilgili görevler Yönetim Kuruluna aittir (TTK 410, 411, 414, 417, 452, 421, 454).
  • Genel Kurul Kararlarının Uygulanması: Yönetim Kurulu Genel Kurul kararlarının gereği gibi uygulanması hususunda sorumludur. Bu Yönetim Kurulu’nun devredilemez görevlerinden biridir. Aksi halde yukarıda açıklandığı üzere TTK 553’üncü maddesinin 1’inci fıkrası uyarınca kanundan doğan sorumluluğunu yerine getirmemiş olacak ve sorumlu olacaktır.
  • Anonim Ortaklığın Hesapları ile İlgili Görevleri ve Yıllık Raporun Düzenlenmesi (TTK.437/2): Pay sahibi genel kurulda, yönetim kurulundan, şirketin işleri; denetçilerden denetimin yapılma şekli ve sonuçları hakkında bilgi isteyebilir. Bilgi verme yükümü, 200’üncü madde çerçevesinde şirketin bağlı şirketlerini de kapsar. Verilecek bilgiler, hesap verme ve dürüstlük ilkeleri bakımından özenli ve gerçeğe uygun olmalıdır. Pay sahiplerinden herhangi birine bu sıfatı dolayısıyla genel kurul dışında bir konuda bilgi verilmişse, diğer bir pay sahibinin istemde bulunması üzerine, aynı bilgi, gündemle ilgili olmasa da aynı kapsam ve ayrıntıda verilir. Bu hâlde yönetim kurulu  istenilen bilgi verildiği takdirde şirket sırlarının açıklanacağı veya korunması gereken diğer şirket menfaatlerinin tehlikeye girebileceği gerekçesi ile bu talebi reddedemeyecektir.
  • Malvarlığının Azalması Halinde Görevleri: TTK 376’ıncı maddesi uyarınca anonim şirketin son yıllık bilançosundan sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının yarısının zarar sebebiyle karşılıksız kaldığının anlaşılması halinde derhal Genel Kurulu toplantıya çağırmak ve ortaklığın aciz halinde bulunduğu şüphesini uyandıran emareler mevcutsa derhal bir ara bilançosu düzenlemek suretiyle durumdan genel kurulu haberdar etmek ve genel kurula uygun gördüğü iyileştirici önlemleri sunmak; ortaklığın aktifleri borçlarını karşılamağa yetmediği takdirde durumu derhal mahkemeye bildirmek ve ortaklığın iflasını istemek ile yükümlüdür. Ayrıca TTK 377’nci maddesi uyarınca yeni nakit sermaye konulması dahil nesnel ve gerçek kaynakları ve önlemleri gösteren bir iyileştirme projesini mahkemeye sunarak iflasın ertelenmesini istemek de Yönetim Kuruluna yüklenmiş görevler arasındadır.
  • Sermayenin Azaltılması veya Arttırılmasındaki Görevleri: Anonim ortaklıkta sermayenin arttırılması veya azaltılması ile ilgili formalitelerin gerçekleştirilmesi de Yönetim Kurulunun sorumlulukları arasındadır (TTK.456, 461, 473, 474, 475).
  • Anonim Ortaklığın Sona Ermesi ve Tasfiyesindeki Görevleri: Anonim ortaklığın sona ermesinde ve tasfiyesiz infisah hallerinde Yönetim Kurulu Üyelerine görevler yüklenmiş olduğu gibi (TTK m.541) ayrı tasfiye memuru bulunmayan hallerde tasfiye memuru sıfatıyla ortaklık malvarlığının tasfiyesi de Yönetim Kurulu Üyelerine yüklenmiş görevlerdendir. (TTK m.536)
  • Tescil ve İlan Görevi: Yönetim Kurulu Anonim Şirketle ilgili ve kanunun tescil ve ilanını emrettiği hususları tescil ve ilan ettirmekle de görevlidir. (TTK m.553, 555, 556, 560, 356, 371, 373, 422, 450, 455, 532, 536, 537, 544)
  • Tahvillerle İlgili Görevleri: Tahvil ihracı ile ilgili işlemlerin yerine getirilmesi, bu bağlamda genel kurulun toplantıya daveti, genel kurul kararının tescil ve ilanı, izahnamenin tanzimi ve ilanı, mahkemenin tasdikine sunulması ve tahvil sahipleri genel kurulu toplantısından önce tedavüldeki tahvillerin cetvelinin düzenlenerek tahvil sahiplerinin görülebilecekleri bir yere asılması da Yönetim Kuruluna düşen görevler arasında yer alır.
  • Özen Borcu: TTK 369’uncu maddesi ile anonim ortaklık Yönetim Kurulu Üyelerine özen borcu yüklemiştir. Bu borç gereğince Yönetim Kurulu Üyelerinin ortaklık işlerini görürken özenli bir anonim ortaklık yöneticisi gibi hareket etmeleri aranır. Özen borcunu gereği gibi yerine getirmeyen Yönetim Kurulu Üyesi ortaklığa, ortaklara ve ortaklık alacaklılarına karşı akde aykırılık sebebiyle sorumlu olur. (Örneğin; özenli bir anonim ortaklık yöneticisinden beklenebiliyorsa, şirket depolarındaki malları sigorta ettirmek, piyasa durumunu izleyerek malları en uygun zamanda elden çıkarmak, gerekli ham madde stokunu yapmamış olmak sorumluluk sebebi olabilir.)
  • Sadakat Borcu: Sadakat borcu geniş kapsamlı bir yükümdür. Genel bir ifade ile Yönetim Kurulu Üyelerine her türlü faaliyetlerinde ortaklığın menfaatlerini daima ön planda tutmak mükellefiyetini yükler. Sadakat borcu, sır saklama ve özen gösterme yükümlerinin temelini teşkil eder. Yönetim Kurulu Üyeliği üyenin şahsına sıkı sıkıya bağlı bir görevdir. Bu niteliği ile Yönetim Kurulu Üyesi, ne toplantıya katılma ne de oy kullanma konusunda kendisini bir vekille temsil ettiremez, Yönetim Kurulu içinden birisine de temsil yetkisi veremez.

3. ÖZEL SORUMLULUK HALLERI

Yönetim Kurulu Üyelerinin sadakat borcu kapsamı içinde düşünülebilecek üç hal 393, 395 ve 396’ncı maddelerinde özel sorumluluk halleri olarak düzenlemiştir.

3.a. Müzakereye Katılma Yasağı (TTK m.393)

Yönetim Kurulu Üyesi, kendisinin şirket dışı kişisel menfaatiyle veya alt ve üst soyundan birinin ya da eşinin yahut üçüncü derece dâhil üçüncü dereceye kadar kan ve kayın hısımlarından birinin, kişisel ve şirket dışı menfaatiyle şirketin menfaatinin çatıştığı konulara ilişkin müzakerelere katılamaz. Bu yasak, Yönetim Kurulu Üyesinin müzakereye katılmamasının dürüstlük kuralının gereği olan durumlarda da uygulanır. Tereddüt uyandıran hâllerde, kararı Yönetim Kurulu verir. Bu oylamaya da ilgili üye katılamaz. Menfaat uyuşmazlığı diğer Yönetim Kurulu Üyeleri tarafından bilinmiyor olsa bile, ilgili üye bunu açıklamak, sebebi tutanağa yazdırmak ve yasağa uymak zorundadır.

Bu hükümlere aykırı hareket eden Yönetim Kurulu Üyesi ve menfaat çatışması nesnel olarak varken ve biliniyorken ilgili üyenin toplantıya katılmasına itiraz etmeyen üyeler ve söz konusu üyenin toplantıya katılması yönünde karar alan Yönetim Kurulu Üyeleri bu sebeple anonim şirketin uğradığı zarardan müteselsilen sorumludur.

Müzakereye, yasak nedeniyle katılmamanın sebebi ve ilgili işlemler Yönetim Kurulu kararına yazılır.

3.b. Şirketle İşlem Yapma, Şirkete Borçlanma Yasağı (TTK. m.395)

Yönetim Kurulu Üyesi, genel kuruldan izin almadan, şirketle kendisi veya başkası adına herhangi bir işlem yapamaz; aksi hâlde, şirket yapılan işlemin batıl olduğunu ileri sürebilir. Diğer taraf böyle bir iddiada bulunamaz.

Pay sahibi olmayan Yönetim Kurulu Üyeleri ile Yönetim Kurulu Üyelerinin pay sahibi olmayan 393’üncü maddede sayılan yakınları şirkete nakit borçlanamaz. Bu kişiler için şirket kefalet, garanti ve teminat veremez, sorumluluk yüklenemez, bunların borçlarını devralamaz. Aksi hâlde, şirkete borçlanılan tutar için şirket alacaklıları bu kişileri, şirketin yükümlendirildiği tutarda şirket borçları için doğrudan takip edebilir. Buradaki yasağın ihlalinin hukuki sonucu anonim şirketin sorumluluk altına sokulduğu tutara kadar bu kişiler aleyhine takip yapabilmesidir.

3.c. Rekabet Yasağının İhlali (TTK. m.396)

Anonim ortaklık Yönetim Kurulu Üyeleri ortaklıktaki geniş imkan ve yetkilerle donatılmış mevkileri icabı, ortaklığın bütün ticari ve örgütsel sırlarına vakıftır. Ticaret kanunu bu nedeni göz önünde tutarak Yönetim Kurulu Üyelerinin ortaklıkla rekabet oluşturacak işlemlerini yasaklamıştır. Rekabet yasağına aykırı hareketin söz konusu olabilmesi için Yönetim Kurulu Üyesine ortaklıkla ayni konuda iş yapabilmek hususunda esas sözleşmede veya daha sonra genel kurul kararı ile müsaade edilmemiş olmalıdır.

Bu aykırılık halinde ileri sürülebilecek haklar, söz konusu ticari işlemlerin yapıldığını veya Yönetim Kurulu Üyesinin diğer bir şirkete girdiğini, diğer üyelerin öğrendikleri tarihten itibaren üç ay ve her hâlde bunların gerçekleşmesinden itibaren bir yıl geçince zamanaşımına uğrar.

3.d. İbra Kararı (TTK m.558, 559)

TTK 558’inci maddesi ile düzenlenen ibra kararı bir faaliyet dönemi dolayısıyla hesap verme konumunda bulunan tüm sorumluların, tüm sorumlulukları hakkında olumsuz borç ikrarı niteliğindedir. Türk hukukunda bilançonun onaylandığını belirterek Yönetim Kurulu Üyeleri bilançoda doğrudan veya dolaylı olarak yer almayan fakat hukuki sorumluluk doğuran  (ciddi bir Pazar araştırması yapılmadan yatırım kararı alınması, rakip ancak hakim pay sahibi ile ilişkili firmanın lehine ihaleye girilmemesi veya ihaleden şirketin çelişmesi v.s. gibi) olaylarda da ibra edildiklerini ileri süremezler (Tekinalp Ünal, Sermaye Ortaklarının Yeni Hukuku, 3. Baskı, 2013 İstanbul, syf. 413).

İbra kararı, genel kurul kararının iptaline ilişkin TTK 445’inci maddesi saklı kalmak kaydıyla, Genel Kurul kararı ile kaldırılamaz.

TTK 559’uncu maddesinde  kurucuların, Yönetim Kurulu Üyelerinin, denetçilerin, şirketin kuruluşundan ve sermaye artırımından doğan sorumlulukları, şirketin tescili tarihinden itibaren dört yıl geçmedikçe sulh ve ibra yoluyla kaldırılamayacağı düzenlenmiştir. Bu sürenin geçmesinden sonra da sulh ve ibra ancak genel kurulun onayıyla geçerlilik kazanır. Bununla beraber, esas sermayenin onda birini, halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden pay sahipleri sulh ve ibranın onaylanmasına karşı iseler, sulh ve ibra genel kurulca kanun hükmü uyarınca onaylanmaz.

C. HAKSIZ FİİLDEN KAYNAKLANAN SORUMLULUK HALLERİ

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu 50’inci maddesinde “Tüzel kişinin iradesi, organları aracılığıyla açıklanır. Organlar, hukuki işlemleri ve diğer bütün fiilleriyle tüzel kişiyi borç altına sokarlar. Organlar, kusurlarından dolayı ayrıca kişisel olarak sorumludurlar.” şeklinde bir düzenleme getirmektedir.

TTK 371’inci maddesinin 5’inci fıkrasında “Temsile veya idareye yetkili olanların görevlerini yaptıkları sırada işledikleri haksız fiillerden şirket sorumlu olur. Şirketin rücu hakkı saklıdır” ifadesini içermektedir.

Türk Borçlar Kanunu 49’uncu maddesi uyarınca da, hukuka aykırı kusurlu bir fiille başkasına zarar veren kimse bu zararı tazmine mecburdur. Böylece haksız fiilden sorumluluk, tazminat borcunun kaynağını oluşturmaktadır.

Yukarıda verilen bilgiler ışığında, genel haksız fiil şartlarının bulunması ile Yönetim Kurulu Üyesinin işlediği haksız fiilin sonucu da ortaklığa ait olacaktır. Anonim ortaklığın Yönetim Kurulu Üyesinin haksız fiilinden sorumlu olabilmesi için haksız fiilin Yönetim Kurulu tarafından vazifenin görülmesi sırasında işlenmiş olması, fiilin hukuka aykırı ve kusurlu olması gerekmektedir. Ancak sorumluluğun doğabilmesi için anonim ortaklığın kusurlu olması aranmaz. TTK 371’inci maddesinin 5’inci fıkrasında anonim ortaklığa, kurtuluş kanıtı dahi getirilemeyen bir kusursuz sorumluluk yüklenmektedir.

Yönetim Kurulu Üyesinin organ sıfatının en önemli sonucu, sorumluluğunun Yönetim Kurulunun görevine giren işleri ifa eden şahıs veya şahıs gruplarına bunlar Yönetim Kuruluna dahil olmasalar bile (murahhas müdürler, müdürler gibi) kıyasen uygulanabileceğidir. Yönetim Kurulunun görevleri kanunen belli olduğuna göre Yönetim Kurulu Üyesi olmayan ve fakat bu görevleri ifa eden kişilerin organ sıfatı kazanmaları hakkaniyet gereğidir. Bu kişilerin olgu organ sıfatı kazanmaları seçilmiş organlara uygulanan sorumluluk sisteminin bunlara da uygulanması imkanını getirecektir. TTK 371’inci maddesinin 5’inci fıkrasında düzenlenen sorumluluğun organ sorumluluğu olduğu kabul edilince bunun tüm organlar bakımından uygulanması gerekecektir.

IV.   BÖLÜM

  ANONİM ORTAKLIKLARDA YÖNETİM KURULU ÜYELERİNİN KAMU BORÇLARINDAN SORUMLULUĞU

A. VUK ve 6183 sayılı Kanun Uyarınca Vergi ve Diğer Kamu Borçlarından Sorumluluk

VUK 10’uncu maddesinde şirketten tahsil edilemeyen vergi ve buna bağlı alacakların “kanuni temsilcilerin” varlıklarından alınacağını hükme bağlamıştır. Maddenin 2’inci fıkrasına göre temsilcilerin bu ödevleri yerine getirmemeleri yüzünden yükümlünün malvarlığından tamamen veya kısmen alınamayan vergi ve buna bağlı alacaklar, kanuni temsilcilerin varlıklarından alınır.

2 Haziran 1995 tarih ve 22301 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 4108 sayılı Kanunun 6183 sayılı Kanun’a eklediği Mükerrer 35’inci maddesi bu sorumluluğu, vergi dışındaki kamu yükümlülüklerini de kapsayacak şekilde genişletmiştir. Her iki kanun da sorumluluğu “kanuni temsilcilik” sıfatına bağlamıştır.

Buna göre, anonim şirketlerin Ticaret Siciline tescil ve Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edilen kanuni temsilcileri, 6183 sayılı Kanunun Mükerrer 35’inci maddesi ile amme alacağının ödenmesinden sorumlu tutulmuşlardır.

TTK 367’nci maddesi ve müteakip maddeleri uyarınca temsil yetkisi murahhas üyelere veya pay sahibi olmaları zaruri bulunmayan müdürlere bırakılmamış ise, Yönetim Kurulu Üyeleri kanuni temsilci sıfatını taşımaktadırlar.

Maliye Bakanlığı tarafından söz konusu tebliğde, yapılacak tesbit sonucunda, şirketi temsil salahiyetinin murahhas üye veya üyeler ile şirkette pay sahibi olmayan (murahhas) müdürlere bırakıldığının anlaşılması halinde kamu alacağının bunlardan takip ve tahsiline gidilmesi, bu durumda diğer Yönetim Kurulu Üyeleri hakkında işlem yapılmaması gerektiği belirtilmiştir.

Diğer bir deyişle, temsilci sıfatını taşımayan (yani sözleşme veya bir kararla imza yetkisinden yoksun bırakılan) Yönetim Kurulu Üyeleri sorumluluğun kapsamı dışındadır.

Sorumlu tutulması gereken Yönetim Kurulu Üyelerinin kim olduğu konusunu doktrin ve ilgili içtihatlar şu şekilde açıklığa kavuşturmuştur: Sorumlu olan Yönetim Kurulu Üyeleri veya murahhas üye veya müdürler kamu yükümlülüğünün doğduğu sırada değil, yerine getirilmesi gereken dönemde görevde olanlardır. Danıştay Dava Daireleri Genel Kurulu’nun Danıştay’daki görüş ayrılıklarını giderdiği bir kararında sorumluluğun vergi ödevini yerine getirmeyen üyelere ait olduğu görüşünü benimsemiş ve “...şirket Yönetim Kurulundan fiilen ayrılmakla şirketin vergi ödevlerinin yerine getirilmesi konusunda yetkisi kalmayan...” Yönetim Kurulu Üyelerinin VUK 10’uncu maddesi uyarınca şirketten alınamayan vergi ve buna bağlı alacaklardan sorumlu tutulmasının hukuka aykırı olduğunu belirtmiştir..

Kamu Borçlarından Sorumluluğun Nitelikleri:

Yönetim Kurulu Üyelerinin VUK 10’uncu maddesi ve 6183 sayılı Kanun’un Mükerer 35’inci maddesine göre sorumlu tutulabilmeleri için kusurlu olduklarının kanıtlanmasına gerek yoktur. Ancak sorumluların kusursuz olduklarını kanıtlamak sureti ile sorumluluktan kurtulma imkanı (“kurtuluş beyyinesi”) vardır. Yönetim Kurulu Üyeleri, kamu yükümünün yerine getirilmesinin kendi kasıt veya ihmalleri sonucu olmadığını veya arada nedensellik bağı bulunmadığını kanıtlamak sureti ile sorumluluktan kurtulabilirler. Örneğin; kamu yükümünün ödenmesi gereken zamanda kendi kusurlarından kaynaklanmayan sebeplerle, ortaklığın bunu ödeyecek gücü bulunmadığını kanıtlayan Yönetim Kurulu Üyesi sorumluluktan kurtulur.

Temsilcilerin kamu borçlarından sorumluluğu ikincil derecededir. Kamu idaresi, sorumlu Yönetim Kurulu Üyelerine başvurmadan önce ortaklık tüzel kişisini takip etmekle yükümlüdür. Yönetim Kurulu Üyeleri ancak, anonim şirketin malvarlığından alınamayan alacaklar için takip edilebilir. Kanun koyucu çeşitli vergi yasalarında değişiklik yapan 4108 sayılı Kanunla 6183 sayılı Kanun’a eklediği Mükerrer 35’inci maddesi ile bu sorumluluğu daha genişletmiş; tahsil edilemeyenler yanında “tahsil edilemeyeceği anlaşılan” alacakları da sorumluluğun kapsamına dahil etmiştir.

Şöyle ki; bahis konusu olan, öncelikle anonim ortaklığın, 6183 sayılı Kanun’un alacağın cebren tahsilini içeren ikinci kısmındaki (Madde 54-101) usullerle takip edilmesi ve ancak bu takibin neticesiz kalması halinde kanuni temsilcilere müracaat imkanıdır. Bu durumda öncelikle mükellef veya vergi sorumlusu ile tahsil dairesine gösterilen teminatlar ve kefilin takibi sureti ile alacağın tahsili yolu denenmeden, kanuni temsilciye müracaat edilmeyecektir.

6183 sayılı Kanun’un 54’üncğ ve müteakip maddelerine göre yapılan takip sonucunda amme borçlusunun mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacaklarının, yukarıda belirtildiği şekilde tayin olunan kanuni temsilcilerin mal varlığından tahsili cihetine gidilecektir.

Amme borçlusunun birden fazla kanuni temsilcisi bulunduğu takdirde, ilgili kanunlara göre kanuni temsilcilerin sorumluluk şekline bakılacak ve müşterek ve müteselsil sorumlu olanlar hakkında tahsil edilemeyen amme alacağının tamamı için her birine ayrı ayrı ödeme emri düzenlenmek suretiyle takibe geçilecektir.

Diğer taraftan, yeterli şartlar oluştuğu takdirde anılan 6183 sayılı Kanun’un "Amme alacaklarının korunması" başlıklı ikinci bölümünde yer alan teminat isteme, ihtiyati haciz, ihtiyati tahakkuk ve diğer korunma hükümlerinin amme borçlusunun yanı sıra amme borçlusu sayılan kanuni temsilciler hakkında da uygulanması cihetine gidilecektir.

VUK 10/III maddesi gereği olarak ödeme yapmak zorunda kalan kanuni temsilci, asıl mükellefe rücu imkanına sahiptir. Ayrıca her ne kadar düzenlenen sorumluluk kusursuz sorumluluk ise de ödeme yapmak zorunda kalan ve fakat kusursuz olan Yönetim Kurulu Üyesinin (TTK md. 338 şartları ile) diğer kusurlu üyelere rücu etme imkanının da bulunması gerekmektedir.

B. 506 Sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nda Düzenlenen Sorumluluk Halleri:

Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 80’inci maddesinin son fıkrasına göre, prim borcunu süresi içinde ödemeyen tüzel kişiliği haiz işverenlerin üst düzeydeki yönetici ve yetkilileri primlerin ödenmemesinde haklı bir sebepleri yoksa işverenle birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulabilmektedirler. Sosyal Sigortalar Kurumu’nun süresi içinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsilinde de 6183 sayılı Kanun hükmü uygulanacaktır